‘Mars yolculuğu’ araştırmalarında bir Türk uzman (Video)

NASA’nın 2030’lu yıllar için planladığı olası bir Mars yolculuğunun insan vücuduna etkilerini inceleyen 84 kişilik bilim ordusunda bir Türk araştırmacı da yer alıyor. New York’taki Weill Cornell Tıp Fakültesi’nde çalışan Doktor Cem Meydan, uzayda bir yıl kalan astronot Scott Kelly ve ikiz kardeşi Mark Kelly üzerinde yapılan deneylerde önemli görevler üstlendi.

NASA’nın 2030’lu yıllar için planladığı olası bir Mars yolculuğunun insan vücuduna etkilerini inceleyen 84 kişilik bilim ordusunda bir Türk araştırmacı da yer alıyor. New York’taki Weill Cornell Tıp Fakültesi’nde çalışan Doktor Cem Meydan, uzayda bir yıl kalan astronot Scott Kelly ve ikiz kardeşi Mark Kelly üzerinde yapılan deneylerde önemli görevler üstlendi.

Voice of America (VOA – Amerika’nın Sesi)’nin haberine göre, bilim insanları bir yandan bu yolculuğu mümkün kılacak uzay araçlarını geliştirmeye çalışırken diğer taraftan da seyahati gerçekleştirecek insanların karşılaşabileceği sağlık risklerini inceliyor. VOA’ya konuşan Doktor Cem Meydan, çalışmaları hakkında şunları söyledi:

“NASA 2014 yılında bu ikizler ve astronotların çalışmaları üzerine bir proje açtı. Bu projeye başvurduk. Biz ve bizim gibi on farklı grup bu projeyi aldı. Biz RNA, transkriptomik ve epigenetik konularında araştırma yapmaya başladık. Bir senelik bir planlama süreci oldu. Bu süreç içinde, ‘Uzaydan nasıl kan örneği alırız, bunları en uygun şekilde dondurarak ya da dondurmadan dünyaya getiririz ve hücrelerin genetik yapısını koruruz?’ gibi konularda çalışmalar yaptık. 2015 yılında astronot Scott Kelly uzaya çıktı ve bir senelik uzay yolculuğundan sonra tekrar dünyaya döndü. Bu uzaya çıkmadan altı ay önce, uzaya çıktığı bir sene süresince ve uzaydan döndükten altı ay sonra daha sürekli periyodik olarak örnekler aldık. Bu örnekleri daha sonra aklınıza gelebilecek her konuda araştırdık. Genetik konusunda dediğimiz gibi biz RNA, DNA ve epigenetik konularına baktık. Zihinsel süreçten vücut ağırlığına nasıl sosyal etkileşim yapabildiğine dair gibi bir sürü her alanda araştırmalar yaptık.”

d41586-019-01149-y_16646682
İkiz astronotlar Scott Kelly ve Mark Kelly  (NASA)

İkiz astronotlardan alınan örnekler sonucu insan vücudunun yeni koşullara hızla adapte olduğu belirlenmiş. Meydan, açıklamalarına şöyle devam ediyor:

“Bizim gördüğümüz uzayda çok fazla değişiklik oluyor ama insan vücudu bu değişikliklere karşı aslında çok adapte olabilen bir yapıda. İlk başta uzaya çıkınca birkaç gün içinde sıvı dengesi inanılmaz değişiyor ama vücut yaklaşık bir hafta içinde kendini dengeye sokabiliyor. Genlerde bozukluklar oluyor ama bunlar dünyaya indikten sonra birkaç hafta ya da ay içinde kendi normal durumlarına dönebilecek kapasitedeler. İnsan vücudu çok farklı etkiye maruz kalsa bile bizim gördüğümüz, en azından yer çekimli ortama döndükten sonra bu ortama adapte olabiliyor. Tabi radyasyon gibi kalıcı etkisi olan etkiler de var. Bunların etkisini bilemeyiz. Özellikle Mars gibi Van Allen radyasyon kuşağının dışına çıktığımız bir görev çok daha tehlikeli olacaktır. Ama onun dışında yerçekimsiz ortam veya farklı yemek veya kapalı ortam gibi faktörlerde gördüğümüz çok ciddi bir tehlike içermediği durumda. Yani bilinenlerin dışında. Moleküler düzeyde değişiklikler oluyor ama bu değişiklikler normale yakın sayılabilir.”

cu
Curiosity uzay aracı ve Mars yüzeyi (NASA)

GENÇLİK İKSİRİ UZAYDA MI?

Araştırma sonucu elde edilen bulgulardan belki de en ilginci telomerlerin boyu konusunda. Telomerlerin boyunun beklenenin aksine uzaması, “Uzayda gençlik iksiri mi bulundu?” sorularına neden olmuş.

Cem Meydan heyecan verici gelişmeyi şöyle değerlendiriyor: “Telomerler, DNA’nın ucunda bulunan aslında bir buffer (tampon) dediğimiz, çünkü DNA bölünürken tam iyi bölünemiyor ve bu sonundaki bu kısım yavaş yavaş kısalıyor. Bu sondaki telomerler kısalıp bittiği anda hücreler kendini öldürüyor. Yani yaşlanmanın en önemli etkilerinden bir tanesi bu telomerlerin kısalması. Ve bizim düşündüğümüz uzayın stresi, psikolojik ve fizyolojik bir sürü stresi var uzaya çıkmanın, bu süreçte bu telomerlerin daha hızlı kısalacağı ve daha fazla yaşlanma göreceğimiz üzerine bir teorimiz vardı. Ancak deney sonuçlarına göre baktık ki, uzayda telomerler kısalmak yerine aksine biraz uzuyor. Bu tabi ki çok ilginç bir buluş. Çünkü hani ‘Uzaya çıkmak aslında gençlik iksiri mi? Neden uzuyor?’ gibi pek çok soru aldık. Her ne kadar telomerler uzayda uzasa da dünyaya döndükten kısa bir süre sonra normal uzunluklarına geri dönmüş durumdalar ve tabi telomerlerin uzaması bazen iyi olmakla beraber bazen kötü etkileri var. Kanser de mesela telomerlerin uzamasıyla oluşabiliyor çünkü ölümsüz hücreler olabiliyor, kontrolsüzce bölünen. Dolayısıyla tam sebebini bilmiyoruz ve bu aslında bir sonraki çalışmada en önemli konulardan bir tanesi bakmak istediğimiz. Çünkü moleküler olarak bunun uzamasını sağlayan süreç ne? Ve bu iyi bir süreç mi? Kötü bir süreç mi? Astronotların sağlığını uzun düzeyde nasıl etkileyecek? Bunlara bakmamız lazım.”

Meydan’ın açıklamalarının devamını yukarıdaki videoda izleyebilirsiniz.

17DFCD38-B03C-40B9-A0FB-78468F5A0072_w650_r0_s

CEM MEYDAN KİMDİR?

2007 yılında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü bilgisayar mühendisliği bölümünü bitirdi. Sabancı Üniversitesi’nde Biyolojik Bilimler ve Biyomühendislik bölümünde doktora yaptı. Doktora sürecinde yapay zeka ve makine öğrenimi konularını çalıştı.

Daha sonra Cornell Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmalar yapan Meydan, lösemi ve lenfoma konularında hematoloji alanında kanser çalışmaları yaptı. Bu konularda genetik ve genomik süreçlere bakarak hangi hastalara nasıl terapilerin daha etkili olduğu konularında çalıştı. Doktora sonrası araştırmaların ardından Weill Cornell Tıp Fakültesi’nde akademik kadroya katıldı.

Uzay istasyonundan eşsiz İstanbul manzarası

Amerikalı astronot Randy Bresnik muhteşem İstanbul kareleri paylaştı.

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (UUİ) görevini sürdüren Amerikalı astronot Randy Bresnik, Türkiye’nin üzerinden geçerken çektiği İstanbul fotoğraflarını Twitter’dan paylaştı.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) astronotlarından olan 50 yaşındaki Bresnik, sosyal medya sitesi Twitter’da, “Avrupa ve Asya’nın buluştuğu yer İstanbul. Güzel Ayasofya ve büyüleyici Sultanahmet Camisi” ifadelerini kullanarak 2’si uzaydan çekilmiş 4 fotoğraf gönderdi. 440’tan fazla retweet edilen ve 1220 kişi tarafından beğenilen fotoğraflar, kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü.

Yörünge yüksekliği 330 ila 435 kilometre arasında değişen istasyonda Bresnik ile birlikte 6 astronot bulunuyor.

 

NASA’dan uzay mimarisi planları

İnsanoğlunun uzayda yaşama ve kolonileşme hayali, 1970’lerde birçok konsept çizime yansıdı.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 1970’lerde uzay kolonileri için sıkı bir çalışma yapıyordu. Yapay yerçekimi ve yapay hava şartlarında yaşam testleri gerçekleştiriliyordu. Üç tip koloni planı vardı: Halka, küre ve silindir şeklinde. Çok sayıda koloni konsepti çizildi.

IB Times’ın haberine göre, 45 yıl önce ABD’deki Princeton Üniversitesi fizikçilerinden Gerard O’Neill, NASA Ames Araştırma Merkezi ve Stanford Üniversitesi’nin yardımıyla uzay kolonilerine yönelik çalışmalar yaptı. Planlanan büyük yapıların 10 bin ila 140 bin arasında insanı barındırabileceği düşünülüyordu. Bunlardan bazıları sadece bir ‘istasyon’ görevi görürken, bazılarıysa içinde orman ve dereler olan, ekolojik sisteme sahip şehir kolonileri şeklinde tasarlanmış yapılardı. Birçok bilim kurgu şaheseri illüstrasyon kağıda döküldü. İşte o çizimlerden en dikkat çekici olanları:

uzay_kolonisi1

uzay_kolonisi2

uzay_kolonisi3

uzay_kolonisi4

uzay_kolonisi5

uzay_kolonis6i

uzay_kolonisi7

uzay_kolonisi8

uzay_kolonisi9

uzay_kolonisi

Plüton’un üzerinde nefes kesen uçuş (Video)

Gizemli cüce gezegenin olağanüstü yer şekilleri üzerinde bir yolculuğa var mısınız?

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın New Horizons (Yeni Ufuklar) adlı uzay aracı, 2015 yılı Temmuz ayında Plüton’a tarihi yakınlaşmasını gerçekleştirene kadar bu cüce gezegenin yer şekilleri hakkında detaylı bir bilgimiz yoktu. NASA, keşif aracının çekip gönderdiği fotoğraflar sayesinde Plüton’un yüzeyini gösteren etkileyici bir video hazırladı.

Yaklaşık 2 dakikalık görüntü, 1000 kilometre kadar genişlikte olan ‘kalp’ şeklindeki azot buzulu arazisi Sputnik Planitia’nın güneybatısında başlıyor. Uçuş, arazinin batı sınırındaki Cthulhu Macula adlı karanlık ve kraterli bir bölge üzerinde, Voyager Terra’da, Pioneer Terra’da ve Tartarus Dorsa isimli alanın üzerinde kuzeye doğru devam ediyor. Engebeli dağ sıraları, kanyonlar, buzul ve kayalık araziler üzerinden geçen araç, henüz 2 yıl öncesine kadar detaylarını bilmediğimiz esrarengiz bir diyarı gözler önüne seriyor.

Bilgisayar modelleri, Sputnik Planitia bölgesinin muhtemelen buzla dolu olduğunu gösteriyor. Bu da Plüton’un kabuğundaki kırıkları açıklıyor. Analitik bulgular, böyle bir durumun ancak Plüton’nun bir yer altı bir okyanusuna sahip olması durumunda ortaya çıkabileceğini ortaya koyuyor.

Güneş Sistemi’nin en büyük ikinci cüce gezegeni olan Plüton, Güneş‘e Dünya’dan neredeyse 40 kat daha uzak. Aşağıdaki video klipte de yine New Horizons uzay aracının gözlemleriyle oluşturulmuş, Plüton’un en büyük uydusu Charon’un yüzeyine ilişkin en yeni görüntüler yer alıyor.

 

Yaşam potansiyeli olan 10 yeni gezegen keşfedildi

Kepler Uzay Teleskobu ile Kuğu Takımyıldızı’nda toplam 219 yeni gezegen belirlendi.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Kepler Uzay Teleskobu ile 219 yeni gezegen keşfedildiğini, bu gezegenlerden 10 tanesinin ‘habitable zone’ (yaşanabilir bölge) sınırları içinde bulunduğunu açıkladı.

NASA’nın California’daki Ames Araştırma Merkezi’nden bugün yapılan basın açıklamasına göre, Dünya ile hemen hemen aynı boyutlarda olan 10 yeni kayalık gezegen, kendi yıldızlarına olan uzaklıkları sebebiyle akışkan suya ve bilinen hayat koşullarına uygun durumda olabilir.

Son 219 gezegenle birlikte, yaklaşık 4 yıldır süren gözlemleri ışığında Cygnus (Kuğu) Takımyıldızı’na dair nihai kataloğu oluşturan Kepler Uzay Teleskobu, Samanyolu Galaksisi içinde toplam 4 bin 34 gezegen adayı gök cismi tespit etmiş oldu. 2 bin 335 tanesinin gezegen olduğu kesinleştirildi. Bunlardan 50 tane Dünya benzeri gezegen adayının da 35’inin gerçekten hayatı destekleyebilecek nitelikte ‘uygun yuvalar’ olabileceği doğrulandı.

uzak_gezegenler
Uzak gezegenler illüstrasyonu – NASA

Açıklamada, galaksimizde yer alan gezegenlerin yarısının Jüpiter gibi gaz devleri olabileceği, olağanüstü derinliklere kadar bir yüzeylerinin olmadığı, yaşamı barındırması mümkün olmayan çok sert ve aşırı atmosfer koşullarına ev sahipliği yaptıkları belirtildi. Kayalık gezegenlerin çoğu ise Dünya’dan yüzde 75 daha büyük.

NASA’nın Kepler programından Mario Perez, “Dünya gibi aynı boyutlarda ve yaşama uygun olabilecek gezegenleri toplaması açısından Kepler kataloğu gerçekten eşsiz. Bu gezegenlerin galaksimiz içindeki frekanslarını anlamak, gelecekte söz konusu dünyaları direkt gözlemleyebileceğimiz NASA görevlerini tasarlamada bizlere yardımcı olacak. Cevabını merak ettiğimiz soru, Samanyolu içinde Dünya gibi ne kadar gezegen olduğu” diyor.

kepler_uzay_teleskobu
Kepler Uzay Teleskobu

BU GEZEGENLER NASIL KEŞFEDİLİYOR?

Kepler Uzay Teleskobu, diğer yıldızların yörüngesinde dolaşan gezegenleri görebilmek için ‘transit geçişi izleme yöntemi’ kullanıyor. Bu yöntem, yörüngedeki gezegenin Dünya ile yıldız arasından geçerken, yıldızın ışığının ne kadar karardığının ölçülmesiyle gerçekleşiyor. Kepler, aslında uzak gezegenlerin gölgelerini takip ediyor.

Bilim insanları, çok uzak bir dünyanın atmosfer koşullarını modellemek için o gezegenden yansıyan ışığa da odaklanıyor. Bazı gezegenler kendi güneşlerinin sıcaklığı ile ısınır. Eğer o gezegen bulutluysa, etrafında döndüğü yıldızın ışığını çeşitli şekillerde yansıtır. Gezegenin ışığındaki değişiklikleri görebilir ve böylece yabancı bir dünyanın yüzey parlaklığının bir haritasını oluşturabiliriz. Kepler gibi gelişmiş teleskoplar, değişik filtreler sayesinde ışığı farklı detaylarıyla inceleyebilir, yabancı bir gezegenin atmosferindeki elementleri tespit edebilir.

Yakında uzaya fırlatılacak yeni nesil gelişmiş teleskoplar (NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu ile Avrupa Uzay Ajansı’nın PLATO Teleskobu), bizlere uzak dünyaların atmosfer koşulları hakkında daha kesin bilgiler sunacak.


(Bilimpro.com haber içerikleri kaynak gösterilmeden ve yazarın adı belirtilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz)

Lüksü su altına indiren denizaltı

Hollandalı Ocean Submarine firması, en yeni ve lüks su altı aracı konseptini tanıttı.

“Özel jetinizle, helikopterinizle ya da dev yatınızla seyahat etmekten sıkıldınız mı? O halde bir de lüks denizaltı Neyk’i deneyin..”

Bu cümleler, zenginlerin yeni oyuncağı ‘en üst seviyede lüks’ denizaltıyı pazarlamak için kullanılıyor. Hollandalı Ocean Submarine firmasının üreteceği en yeni lüks denizaltı modeli Neyk, şatafatlı özellikleri ile dikkat çekiyor.

Rolls-Royce, Bosch ve NASA ile işbirliği yapan Ocean Submarine’nin denizaltı modeli 20 yolcu taşıyabilecek. 18,3 metre uzunluğundaki denizaltı, 15 knot sürat ve maksimum 500 metre derine inebilme kapasitesi sunuyor. Bir James Bond filminden çıkmışa benzeyen denizaltıda kütüphane, bar, mutfak ve dinlenme alanı da bulunacak.

Üreticilerinin iddiasına göre “adeta bir köpekbalığı gibi çevik” olacağı belirtilen dizel – elektrik motorlu Neyk’in iç dizaynı ve ışık sistemleri müşterilerin özel arzularına göre tasarlanacak. 270 derece görüş açısı bulunan kokpiti su altında eşsiz bir manzara sunuyor.

2018 yılı Ocak ayında ilk modeli piyasaya sürülmesi planlanan denizaltının fiyatı ise henüz resmiyet kazanmış değil. Neyk’in seri üretimine geçtiği zaman 6 ile 24 metre arasında beş versiyonla karşımıza çıkacağı belirtiliyor.

İşte bu lüks su altı aracı konseptinden ilk fotoğraflar:

neyk_denizalti1

neyk_denizalti2

neyk_denizalti3

neyk_denizalti4

neyk_denizalti5

neyk_denizalti6

neyk_denizalti

neyk_denizalti7

neyk_denizalti8

neyk_denizalti91

neyk_denizalti10

NASA’dan ‘Turkuaz Karadeniz’ fotoğrafı

Karadeniz’i kaplayan planktonların oluşturduğu manzara ve Türkiye uzaydan görüntülendi.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Türkiye’nin ve Karadeniz’deki turkuaz renklerin görülebildiği eşsiz güzellikte bir uydu fotoğrafı yayınladı.

NASA’nın ‘Karadeniz’deki Turkuaz Girdaplar’ başlığıyla yaptığı açıklamaya göre, 29 Mayıs günü Aqua uydusundaki Orta Çözünürlüklü Görüntüleme Spektro Radyometresi (MODIS) sistemi tarafından çekilen fotoğraflar birleştirilerek bu kompozit manzara oluşturuldu.

karadeniz_turkuaz_plankton3

Görselin büyük ve orjinal haline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz: NASA

Açıklamada, hemen her yaz Karadeniz’deki mücevher tonların uzaydan görülebildiği, turkuaz renkli ve girdap görünümlü kıvrımların aslında akıntılardaki bitkisel plankton (fitoplankton) patlamasının varlığına işaret ettiği belirtildi.

Suda çözünmüş haldeki besin maddelerinden ve güneş ışığından faydalanarak yiyeceklerini çıkaran fitoplanktonlar, okyanus, deniz ve tatlı su ekosistemlerinin anahtar faktörlerinden olan mikroskobik organizmalar olarak biliniyor.

karadeniz_turkuaz_plankton1
NASA/Jeff Schmaltz, LANCE/EOSDIS

Tuna ve Dinyeper nehirleri her yıl Karadeniz’e bol miktarda besin maddesi taşıyor. Fitoplanktonlar genel olarak balıkları, kabuklu deniz hayvanlarını ve diğer canlıları destekleseler de sayılarının çok fazla olması suda oksijen kaybına yol açabiliyor ve deniz yaşamını olumsuz etkileyebiliyor.


(Bilimpro.com haber içerikleri kaynak gösterilmeden ve yazarın adı belirtilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz)

İşte NASA’nın yeni Mars keşif aracı (Video)

Kızıl gezegene gönderilecek bu elektrikli ‘yürüyen laboratuvar’ astronotları taşıyacak.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), görünümüyle süper kahraman Batman’in otomobili ‘Batmobile’a benzetilen yeni Mars rover konseptini görücüye çıkardı.

NASA ile Kennedy Uzay Merkezi’nin ‘Summer of Mars’ etkinliği kapsamında halkın önüne çıkarılan prototip, Hollywood filmleri için çeşitli cihaz ve araçlar dizayn eden Parker Brothers Concepts adlı şirket tarafından tasarlandı.

Güneş Sistemi’nin keşfi kapsamında ilk hedefini 2030’larda Mars’a insanlı uçuş yapmak olarak belirleyen NASA, bir yandan bu görev için araştırma geliştirme projelerini yürütüyor. Mars’ın yüzeyini keşfetmenin zorluklarını gidermek için özel olarak tasarlanmış 6 tekerleği olan elektrikli rover araç, yaklaşık 2,2 ton ağırlığında, 8,5 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğinde.

mars21

4 tane astronotu taşıyabilen ve maksimum 96 – 112 km /saat hıza çıkabilen rover, Mars saha görevleri için bir de sökülüp takılabilen küçük laboratuvara sahip. Mars koşullarına uygun yaşam destek üniteleri bulunan araç, navigasyon ve iletişim sistemleri ile de donatılmış.

2016 yılında tasarlanmaya başlanan ve daha sonra NASA’nın radarına giren prototipin uzun vadede insanlı Mars araçlarının temelini oluşturacağı belirtiliyor. NASA, söz konusu aracı ilk etapta ABD turuna çıkarıp Mars projesine desteği artırmayı planlıyor.

Bir gün kızıl gezegende astronotları taşıyacağı öngörülen bu prototip, sadece yönetmen Christopher Nolan’ın çektiği Batman filmlerindeki Batmobile’a benzemiyor. Bir başka ünlü yönetmen Ridley Scott’ın 2012’de çektiği ‘Prometheus’ filmindeki aracı da hayli andırıyor:

mars1_rover

Jüpiter’in ürkütücü ihtişamı (Video)

Juno uzay aracının çektiği son fotoğraflarla büyüleyici bir video klip hazırlandı.

İçine 1300 tane Dünya’nın sığabileceği gaz devi bir gezegenin yakınından geçip gitmek neye benziyor? NASA’nın Jüpiter keşif aracı Juno’nun çektiği en yeni fotoğraflarla oluşturulan etkileyici video klip, bu sorunun cevabını verebilir.

Wired’ın haberine göre, önce uzay aracının üzerindeki JunoCam ile elde edilen 36 olağanüstü fotoğraf, Alman matematikçi Gerald Eichstaedt tarafından 60 saatlik bir çalışmayla videoya dönüştürüldü. Film yapımcısı ve animasyoncu Seán Doran, görüntüyü time-lapse (zaman sapması) tekniği ile yeniden düzenledi. Doran ayrıca ‘2001: A Space Odyssey’ filminin müziğini de kullanarak etkileyici bir kısa film meydana getirdi. Görüntüleri tam ekran ve yüksek çözünürlükte izlemenizi tavsiye ederiz. İyi seyirler.

Cassini, Satürn’den ses kaydı yolladı

NASA’nın Cassini uzay aracı, Satürn’den yeni ses kayıtları ve görüntüler gönderdi.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın Cassini uzay aracı, Satürn’ün yüzeyi ile halkaları arasındaki 2 bin 400 kilometre genişliğindeki boşluğun sesini kaydetti.

Yakıtını bitirdiği için 20 yıllık efsanevi yolculuğunun son aşamasına giren ve 26 Nisan’da Satürn’e doğru ‘intihar’ dalışına geçen Cassini keşif aracı, daha önce insan yapımı hiçbir cihazın bulunmadığı ortamdaki inanılmaz gözlemlerini sürdürüyor.

Son olarak Cassini’nin gönderdiği ve Radyo Plazma Dalga Bilimi (RPWS) tarafından ölçülen bu sesler, aynı yerden geçseydik kendi kulaklarımızla duyabileceğimiz normal sesler değil. Bunu radyo ve plazma dalgalarının birleşimiyle ortaya çıkan sinyalin sese dönüşmüş hali olarak açıklayabiliriz.

Aşağıdaki ilk ses dosyası, Cassini aracı 18 Aralık 2016’da Satürn’ün halkalarından geçtiği sırada kaydedildi. Buradaki sesin biraz parazitli olmasının sebebinin toz, kaya ve buzdan oluşan halkalar olduğu belirtiliyor:

İkinci ses dosyası ise halkalar ve Satürn gezegeni arasındaki dev boşlukta, aracın ilk dalışa geçtiği 26 Nisan günü kaydedildi. Yükselip alçalan gizemli tonu ile adeta hipnotize edici bir özelliğe sahip:

NASA’daki bilim insanları, Cassini uzay aracının Satürn ve halkaları arasındaki boşluğa dair beklenmedik veriler sunduğunu belirtiyor. Boşluk, zannedilenden çok daha boş ve berrak, neredeyse hiçbir şey bulunmuyor. Böyle şaşırtıcı bir sonucu beklemeyen NASA uzmanları, boşluğun “temiz” olmasının muhtemel sebeplerini araştıracaklarını bildirdi.

Bu arada NASA, Cassini keşif aracının Satürn’e yaptığı ilk dalıştan sadece ses kayıtları değil görüntüler de paylaştı. Aşağıdaki video klipte aracın 26 Nisan günü yaptığı ilk dalışta çektiği atmosfer fotoğraflarından oluşan görüntüler yer alıyor:

Cassini, bu fotoğrafları çekerken gezegenin yüzeyine 72 bin 400 kilometre mesafeden 6 bin 700 kilometreye doğru bir alçalış gerçekleştiriyor. Araç benzer dalışlarından 20 tane daha yapacak. 15 Eylül’de gezegenin atmosferine girdikten sonra parçalanarak yok olacak.

Cassini ve Voyager uzay araçlarının değişik yıllarda Satürn yakınlarından geçerken kaydettiği diğer esrarengiz seslere dair haberimize ise buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz:

Satürn’den gelen ürkütücü sesler..


(Bilimpro.com haber içerikleri kaynak gösterilmeden ve yazarın adı belirtilmeden alıntı yapılamaz, kanuna aykırı ve izinsiz kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz)